30 Kasım 2009 Pazartesi

Akıntı

Ağır adımlarla ve sinsice yürüyorduk.
Etimiz kemiğimize yapışmış ve dudaklarımız pörsümüştü.
Ayaklarımız kandan bir gölete dönüşmüştü.
Derinden ve usulca hırçın ırmağa yaklaşmıştık.
İstediğimiz yalnızca etimize yapışmış kemiğizi ayırmaktı
ve o hırçın ırmak,
şahlandı,
bedeninden bir damar olduğu dünyadan...
Usulca iliğini emen bizlere,
gür sesiyle haykırarak
" Ey! siz koca dünyanın sevgi tohumunu tüketen
ve
aynı duygunun eseri olduğunuz toprağı,
su'yu kirleten insanlar...
nice bin yıl yokluğunuzda göz yaşı,
varlığınızda ise oluk oluk kan akıttınız,
bu kokusu,
tadı,
tuzu olmayan bana.
Ve şimdi beslediğiniz kanınızla,
beni var eden kokusuzluğumun sadeliğinden sizlerin,
kanını istiyorum.
beni öylesine beslediniz
ve
kanla doldurdunuz ki,
sizden farkım kalmadı.
şimdi size ait geriye kalan ne varsa istiyorum"

...
...
...
...

Murat GÖÇER